Bitki Biyoteknolojisi



Bitki biyoteknolojisi, doku kültürü ve genetik mühendisliği çalışmaları ile bitkilerin değiştirilmesi, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi olarak tanımlanmaktadır.

Biyoteknoloji sayesinde uzun yıllar alabilecek çalışmalar çok daha kısa bir zaman diliminde çözüme kovuşturulabilir, sürekli tüketim halinde olan dünyamızda yenilenemez enerji kaynaklarına bağımlılık azaltılabilir. Yaşadığımız çevreye, geçirdiğimiz hastalıklara ve kullandığımız ilaçlara birçok etkisi olduğu için, birçok ülke yatırımlarını bitki biyoteknolojisine harcamaktadır. ABD ve Japonya bu ülkelerin başında gelmektedir [1].


Bitki biyoteknolojisini ön plana çıkaran önemli bir etken de ıslah yöntemleri ile 10 yıl süren bitki gelişimini beklemeksizin in vitro ortamda üretilebilmesidir. Sadece gıda alanında yiyeceklerin kontrolü ve geliştirilmesi değil laboratuvar ortamında çeşitli bitkilerin de yetiştirilmesi sağlanabilmektedir. Bu çalışmalar doğrultusunda ürünlerin kalitesi tüketicilerin isteklerine göre değiştirilebilir ve içeriğindeki protein, yağ, karbonhidrat miktarı amaca uygun arttırılabilir veya azaltılabilmektedir. Bu olumlu yönlerinin yanında olumsuz yönlerini de göz ardı etmemek gerekir. Çünkü hala genetiği değiştirilmiş ürünler tüketicilerden tepki almakta, insan sağlığına zararlı enzimler üretildiği öne sürülmektedir. Bu yüzden ortaya konulan ürünün genetiğinin değiştiğini gösteren etikete sahip olması gerektiği savunulmaktadır. Başka bir önemli nokta da yapılan bu çalışmalar doğrultusunda doğal denge bozuluyor mu, tarım yapılan yerlerin ürün verme miktarı zamanla azalıyor mu? 1990’lı yıllardan beri yapılan genetiği değiştirilmiş ürünlerin olumsuz ciddi bir sonucu olmadığı bilinse de tüketicilerin tepkilerden dolayı biyogüvenlik uygulamaları geliştirilmiştir [1].


Çok geniş bir alana sahip olan bitki biyoteknolojisi, tarım ve hayvancılık için kullanılabilir alanın azalması, iklim değişikliği, kısıtlı su imkânı gibi faktörlere çözüm odaklı çalışmalar yürütmektedir. Günümüzde bu çalışmalarda nanoteknolojiye yer verilmekte ve giderek önem kazanmaktadır. Başlıca nanosensörler, nanotüpler, nanoçubuklar, nanopartiküller gibi malzemeler bu alanda sıklıkla kullanılmaktadır. Bilimsel çalışmalara baktığımızda genetik mühendisliği ve nanoteknoloji çalışmaları ile önemli ölçüde verim sağlandığını anlayabiliriz ancak her zaman insan sağlığına etkisi, çevreye etkisi, hayvanlara ve bitkilere etkisi ile ilgili çok daha fazla araştırma yapılmalıdır [2].


Mühendislik, teknoloji, biyoteknoloji ve daha birçok alanın ortak noktası insandır. İnsanların yaptığı iş gücünü azaltmak, hastalıkların etkisini en aza indirmek gibi. Peki bitki biyoteknolojisinin insan sağlığı üzerindeki etkisini nasıl yorumlamalıyız? Örneğin, transgenik bir bitkinin antibiyotiklere karşı dirençli genler meydana getirdiği tespit edilmiştir. Bu genlerin bakterilere geçmesi söz konusu olduğunda antibiyotiğe daha dirençli bir hale gelme riski bulunmaktadır [3]. Bu her ne kadar endişe verici bir örnek olsa da bitki biyoteknolojisi ile yapılan çalışmaların sonuçları genel olarak pozitiftir. Ve eğer, insanlığa yararlı çalışmalar geliştirilmeye devam edilirse birçok yönden fayda verdiğini görebiliriz. Yeni pazar alanları, üretim sektörüne harcanan maliyetin azalması, devlet ekonomisi, yeni iş alanları gibi daha birçok madde sıralamak mümkündür.



KAYNAKÇA

  1. KURT, O., & ŞAVŞATLI, Y. (2005). BİTKİSEL BİYOTEKNOLOJİYE GENEL BİR BAKIŞ. Anadolu Tarım Bilimleri Dergisi, 129-133.

  2. DEMİREL, F. (2020). Bitki ve Hayvan Biyoteknolojisi; Hücresel Tarım ve Nano-Teknoloji. Journal of Agriculture, 1-9.

  3. SEZGİN, M., & KAPDAN, E. (2019). Türkiye’de Bazı Tıbbi ve Aromatik Bitkilerin Biyoteknolojik Yöntemlerle Çoğaltılma Çalışmaları. Kommagene Biyoloji Dergisi, 124-131.



25 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

NÜKLEER TIP